Yazar: Ümit Yıldırım

(Rees Köşkü, Buca Eğitim Fakültesinin Dekanlık Binası, 2022) Telefon etti. Irmak ırmak gelir sesin. Saat ikide okuldayım. O büyük gelişini düşünüyorum. Zamana ve mekâna sığamayışımızı. Dikenli yolların yorgunu ayaklarıma hangi mutluluk merhem olabilir derken aniden çıkıp geldin, gümüş testiden akan bir su gibiydi gelişin. Hayatımın sınır taşıydı o gün. Seni kaybetmişken… Okulun bahçesinde, Dekanlık binasının karşısında ıhlamur ağacının altında sohbet ettik. Kelimeler kelimeleri kovaladı, sular seller gibiydik. Günler gelip geçiyordu üzerimizden, mevsimler geçiyordu. Usul usul seviyordum seni. Kalktık, şehrin gürültüsünden geçtik, Aliotti parkına gittik. Uçurumlar vardı önümüzde arkamızda, düşebilirdik. Elimi uzatıp elinden tuttum, kanayan yaramız acıdı. Elinden tuttum, iki…

Devamını Oku

Ümit Aslan: “Şahmeran” Serisi Sizce sanat nedir? Niçin resim yapıyorsunuz? Klasik sanat tanımı dışında, sanatı özellikle resim yapmayı bir yaşam biçimi olarak görüyorum. Figüratif çözümlemeler ve mitolojik öğeleri sanatsal bir sorun olarak görüyorum ve bu sorunsalı çözmek için resim yapmaktayım. Sizi resim yapmaya iten duygu-düşünce ne oldu? İlk ne zaman fark ettiniz böyle bir eğiliminizin olduğunu? Daha ilkokuldayken sayısal derslerimde başarılı olamadığımı fark ettim. Sözel derslerim iyi olsa da kendimi ifade etmekte zorlanıyordum. Bu durum, beni başka ifade yolu arayışına yönlendirdi. Resimle kendimi daha iyi ifade edebildiğimi görünce resimle bir yaşam şekli oluşturmaya karar verdim. Sonraki süreçte malzeme sıkıntısı kısıtladı…

Devamını Oku

Yakın arkadaşları ona Dimitro, Mesafeli olanlar Bay Decipris derlerdi. Ne zaman kendisinden söz etse, “İşte ben! Demetrius Decipris.” derdi. İngilizce konuşmaktan hoşlanır, İngilizce kitapları okumaktan pek keyif alırdı. İngilizcenin yanında Fransızca ve İtalyanca’yı da iyi bilirdi. İngilizlere yakın olmak için Buca’ya taşındı. İngilizler başta olmak üzere her milleti kayıtsızlığa inen bir derece ile sevdi. Hristiyan unsurladan olup kendini frenk gibi gösterenleri küçümserdi. Onlara “Ah şu Frenkler!” derdi. Frenk sözüyle çevresine Avrupalılık taslayanları kastederdi. Gösteriş budalaları! “Bakın şu Fransıza,” derdi küçümseyerek O ne kadar Fransızsa ben de o kadar Çinliyim!” Sonra onların Rum ya da Ermeni olan asıl adlarını söylerdi. “Ne…

Devamını Oku

I Bu rayları baban döşetti buraya. Sen Alsancak’a gidip gelesin, diye. Köyümüzün havası sana iyi gelir, diye. Senin için yol açtılar, ağaç diktiler, Bodur ağaçları yoldular, maviye yeşil kattılar senin için. Bay Rees yaptırdı evinizin önüne bu Son İstasyon’u… Sana inciler, boncuklar, ipekten kumaşlar getirsin diye… II Yüzlerini yeni yıkamış köylüler “gidiş” seferiyle dökülerlerdi yollara bu istasyondan, ellerinde bakraçlar, sepetlerle 5.18 treniyle. (Oysa bu tren, bu istasyon onlar için değildi, biliyor musun?) Tütün, incir ve üzüm işletmelerine Bucalı göçmen kadınları taşırdı bu raylar… Kavalalılar, Dramalılar, Boşnaklar… Tobacco, Olston, Di Amerikan Tabacco… “Dönüş” seferinde tütün kokulu kadınlar doldururdu vagonları, Sen, işçi…

Devamını Oku

Levanten Forbes ailesi tarafından 1908 yılında Buca’da yaptırılan köşk bir yıl sonra tamamıyla yanmış, yangından bir yıl sonra bina tekrar yaptırılmıştır. Kaynak: Vikipedi Her anının bir rengi, bir sesi vardır; senin anılarını güzel kokularla ördüler. Yeni yeni ağaçlar getirdiler çok uzaklardan, onlarla arkadaş oldun adlarını öğrendin bir bir. Onların hikâyesi vardı, onları dinledin rüzgârda. Elin kabuklarında gezindi. Sonra kuşları da çoğaldı ağaçların, bulutları da. Baban Anton, taş ustasıydı. Bu köyün bütün taş evlerinde, şu İngiliz, İtalyan köşklerinde onun emeği vardı. Buraya, havası güzel olduğu için, gelip yerleşiyorlardı Levantenler. Gele çoğala bir koloni oldular sonunda. Zeytinler, incirler, üzümler tren rayları üzerinden…

Devamını Oku